Son yıllarda fark ettiniz mi bilmiyorum ama siyaset, olması gerekenden çok daha fazla hayatımızın merkezine yerleşti. Eskiden bir haber bülteni kadar süren tartışmalar, artık aile sofralarına, bayram ziyaretlerine, dost meclislerine kadar sızıyor. Bir bakıyorsun, yıllardır aynı ekmeği bölüştüğün insanla birkaç etiket yüzünden arana görünmez bir duvar örülmüş.
Oysa durup düşününce şunu fark ediyorum:
Siyaset dediğimiz şey, en nihayetinde bir oyun alanı. Kuralları olan, aktörleri değişen, çoğu zaman da sahne arkasında dönen bir oyun. Bugün alkışladığın figür yarın sahneden çekiliyor, bugün “kesin doğru” dediğin şey birkaç yıl sonra bambaşka bir hâl alıyor. Ama kırdığın kalpler… Onlar sahneden inmiyor.
Görüşlerimiz Kimliğimiz Değil
Sağcı, solcu, muhafazakâr, liberal, sosyalist, komünist…
Bunların hepsi düşünce biçimi. Hiçbiri insanın ahlakının, vicdanının ya da kalbinin tek başına ölçüsü değil. Aynı görüşü savunan iki insanın bile hayata bakışı bambaşka olabiliyor. Buna rağmen bazen siyasi fikirlerimizi kişiliğimizle o kadar özdeşleştiriyoruz ki, eleştiri geldiğinde fikrimiz değil sanki “biz” saldırıya uğramış gibi hissediyoruz.
İşte tartışmalar tam da burada zehirleniyor.
Çünkü artık konuşan akıl değil, ego oluyor.
Kibir, Siyasetin En Sessiz Zehri
Siyasi tartışmalarda en sık karşılaştığım şey kibir.
“Ben biliyorum, sen anlamıyorsun.”
“Sen koyunsun, sen cahilsin.”
“Biz olmasak ülke batar.”
Bu dil, hiçbir şeyi düzeltmiyor. Tam tersine, insanları daha da sertleştiriyor. Unutuyoruz ki karşımızdaki kişi bir “etiket” değil; anıları olan, kırılabilen, sevinen, korkan bir insan. Haklı çıkmak uğruna, yılların dostluğunu harcamak gerçekten bir kazanç mı?
Bence değil.
Yakın İlişkiler Siyasi Arenalar Değildir
Ailemiz, arkadaşlarımız, eşimiz, kardeşimiz…
Buralar birer münazara salonu değil.
İnsan buralarda anlaşılmak ister, yenilmek değil.
Siyaset yüzünden bozulan bir kardeşlikte, kazanan kim oluyor?
Bir partinin oy oranı mı artıyor?
Bir ideoloji mi güçleniyor?
Hayır. Sadece iki insan biraz daha uzaklaşıyor.
İnsan Sosyal Bir Varlık
Ne kadar güçlü olursak olalım, ne kadar “haklı” hissedersek hissedelim, insan tek başına yaşayamıyor. Hepimizin bir omuza, bir sohbete, bir “iyi ki varsın” cümlesine ihtiyacı var. Politik görüşler gelip geçici olabilir ama insani bağlar hayati.
Zor zamanlarda yanına gideceğin kişi, seninle aynı ideolojiye oy veren biri olmak zorunda değil.
Önemli olan, zor zamanda yanında duracak biri olması.
Tartışmamak Susmak Değil
Burada “hiç konuşmayalım” demiyorum. Elbette konuşalım. Ama dinleyerek. Anlamaya çalışarak. “Ben böyle düşünüyorum” diyerek, “sen böylesin” demeden. Karşımızdakini ikna edemesek bile incitmemeyi başarabiliriz.
Bazen en olgun tavır, son sözü söylemek değil, konuyu kapatabilmektir.
Küçük Bir Hatırlatma
Siyaset bir araçtır, amaç değil.
İdeolojiler gelir geçer, liderler değişir, sloganlar unutulur.
Ama kalp kırıklıkları hafızada uzun süre kalır.
Bir gün dönüp baktığımızda, “haklıydım” demek mi daha değerli olacak, yoksa “kimseyi kaybetmedim” diyebilmek mi?
Ben ikincisini seçiyorum.
Çünkü neticede hepimiz insanız.
Ve birbirimize sandığımızdan çok daha fazla ihtiyacımız var.

